Günlük hayatta yapmamız gereken birçok şey varken kendimizi sürekli telefona bakarken bulabiliriz. Hatta bazen neyi ertelediğimizi bile unutacak kadar ekranın içinde kayboluruz. Çoğu kişi bu durumu “motivasyon eksikliği” olarak tanımlar; oysa mesele çoğu zaman motivasyon değil, duygusal kaçınma ile ilgilidir.
Bir işi başlamak, özellikle zihnimizde o işe dair bir beklenti, baskı ya da kaygı varsa, içimizde hafif bir gerginlik yaratır. Zihin bu gerginlikten kaçmak için en kolay ve hızlı haz veren şeye yönelir: telefon (ekran). Sosyal medya, mesajlar, videolar… Hepsi kısa süreli bir rahatlama sağlar.
Burada önemli olan, kendinizi suçlamak yerine bu döngüyü fark etmektir.
Neden Başlamak Zor Gelir?
“Ya iyi yapamazsam?” düşüncesi
Mükemmel olma baskısı
Başarısız görünme korkusu
Yüksek beklenti altında hissetme
Zihin, bu duygularla yüzleşmek yerine, dikkatinizi dağıtmaya yönelir. Telefon ise bu kaçınmanın en ulaşılabilir yolu haline gelir.
Bu yüzden yaşadığınız durum tembellik ya da irade zayıflığı değil; insani ve anlaşılabilir bir savunma biçimidir.
Buradaki kilit nokta, motivasyon aramak değil, duygularla baş etmeyi öğrenmektir.
Peki Bu Durum Değişebilir mi?
Evet. Çünkü bu bir kişilik özelliği değil, öğrenilmiş bir başa çıkma biçimidir.
Duygularla, beklentilerle ve iç baskıyla farklı şekilde ilişki kurmayı öğrendikçe, telefonun çekiciliği azalır; başlamak daha mümkün hale gelir.
Psikoterapi, bu döngüyü anlamayı ve yeniden düzenlemeyi mümkün kılar. Yalnız değilsiniz, başlayamamak bir başarısızlık değil; bir sinyaldir.
Ve her sinyal gibi, doğru şekilde ele alındığında dönüşebilir.





